Ahmet Özsoy ile Nabız programına konuk olan Kudret Özersay, dün Türkiye’ye alınmayan Başaran Düzgün ve önceden alınmayanlarla ilgili, “Kıbrıs Türkünün Türkiye’ye güvenini sarsabilecek, sıkıntılı bir yöntem” yorumu yaptı, KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilatı’na gözlemci üye olarak alınması konusunda ise Rum tarafından alınan bilgiler ışığında statünün değiştirilerek KKTC olarak üye alınamama iddialarını gündeme taşıdı.
Havadis WebTv ve Kıbrıs Objektif WebTV’den ortak yayınlanan Ahmet Özsoy ile Nabız programının konuğu Halkın Partisi Genel Başkanı Kudret Özersay oldu. Özersay, özellikle KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilatı’na gözlemci üye olması konusunda çok çarpıcı açıklamalar yaptı. Özersay şöyle konuştu:
TÜRKİYE’YE GİRİŞ YASAĞI
Kıbrıslı Türkler “benim durumun nedir acaba. Acaba ben de Türkiye’ye giremez miyim” belirsizliği var. Endişe ve kaygıyı doğuruyor ve kendi kendine sansürü de getiriyor. Yarın öbür gün benim girişim de yasaklanır diye düşünüp demokratik olarak düşüncelerini ifade etme meselesini sansürlemeye başlıyor. Korku atmosferi yaratılıyor.
Her devlet kendi güvenliği açısından tehlikeli sıkıntılı gördüğü kişilerin ülkesine girişini yasaklayabilir. Her devletin hakkıdır.
İnsanlar bundan haberdar olsa çıkıp gitmezler. Ama burada önceden kontrol edebilecekleri, sıkıntı var mı diye bakabilecekleri bir mekanizma da yok.
Bir de girişi yasaklanan kişiler “bunun nedeni nedir” diye öğrenmeye çalıştıklarından öğrenemiyorlar. Bu belirsizliğin kendinin Kıbrıs Türkünün Türkiye’ye güvenini sarsabilecek, arasındaki ilişkiyi güvensizlik üzerine oturtuyor. Hal bu ki bizim aramızdaki en iyi yan karşılıklı güven olmasıdır. Garantör ülke olması bağlamında sıkıntı yaratıyor bu durum.
Bu yöntem doğru bir yöntem değildir.”
TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI’NA ÜYELİK
“Elmalarla armutları o konuda karışmış gibi görünüyor. Normal şartlarda olumlu adımdır. KKTC’nin ne kadar fazla uluslararası örgütte söz söyleme hakkı olursa, oy kullanma hakkı olmasa da sesini duyurma açısından kazançtır.
Uluslararası hukuk kuralları şöyle der:
1-Statüsünde sadece devletlerin üye olabileceği yazarsa, gözlemci üye olabileceği durumda diğer örgüt üyeleri olumlu oy verirse uluslararası hukuka göre resmi olarak tanımasanız bile üstü kapaklı şekilde o Devleti Devlet olarak tanınmış olursunuz.
İslam İşbirliği Teşkilatı ve Türk Devleti Teşkilatı kurucu statüsünde gözlemci üye kim olabileceği yazar. Devletler ve Uluslararası üye ve formlar olabilir der. Mesela AB gözlemci uluslararası örgüt gözlemci üye olabilir.
Bu çerçevede ilk gerçekleşen 2004’ün ertesinde İslam İşbirliği Teşkilatı’ndaki gözlemci üyeliğimiz. Eğer bizi oraya üye yaparken KKTC’yi yapsalardı, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın gözlemci üyeleri KKTC’yi üstü kapalı tanımış olacaktı ama Kıbrıs Türk Devleti olarak üye aldılar. Orada bir alengirli iş çevrildi.
Yine de oraya katılan bakanlarımız, vekillerimiz pek çok Devlet başkanı ve Dışişleri Bakanı ile tanışma ve kendimizi doğrudan anlatıp, sesimizi duyurmamız işe yarar durumdur.
Türk Devletleri Teşkilatı’nın statüsünde de Devletler ve uluslararası formlar üye olabilir der. Eğer KKTC olarak oraya gözlemci üye olarak alındı isek üstü kapalı olarak KKTC’yi tanımış olurlar.
Ancak Rum tarafından bazı haberler geldi. Gözlemci üyeliği sağlayabilmek için Türk Devletleri Teşkilatı’nın statüsünün değişecekleri haberleri geldi Rum tarafından. Sadece Devletler gözlemci üye olma koşulunun değiştirileceği iddia ediliyor. Eğer böyle bir şey ise KKTC’yi Devlet değil tanınmamış yapı olarak gözlemci konumuna oturtuyor olabilirler. Bu son derece önemlidir. Biraz daha bekleyip bunu görmeliyiz. Onun türlü bir yığın hamaset duyduk. Elmalarla armutlar birbirine karıştı. Ama değişmez statü aynı kalırsa büyük başarı olur.”
2 DEVLETLİ ÇÖZÜM SİYASETİ
“Diplomatik bir seferberlik başlatmak gerekir bunu yapacak mısınız? TC Dışişleri-KKTC Dışişleri ve Cumhurbaşkanlığından başlatacak bir ekip ile yeni bir diplomatik seferberlik başlatacak mısınız?
Aksi halde Türkiye’deki seçim malzemesi gibi değerlendirilecek altı doldurulmazsa bu hamlenin. Mesela G20 toplantısı oldu ABD Başkanı ile görüşen Sn.Erdoğan’ın bu konuyu açıp açmadığını merak ediyorum. Orada görüşmeler devam ederken ABD’den açıklama geldi KKTC’yi tanımayacaklarını içeren bir klasik Amerika tutumu.
Ayrıca kendi içinde tutarlı olmak önemlidir. 2 ayrı Devletin en sıklıkla dile getirildiği dönemde biz bunun gereğini yapıyor muyuz? Kıbrıs’ın kuzeyinde ayrı bir Devlet varın gereğini yapıyor muyuz? Ve bu ayrı ve bağımsız Devletin gereğini yapıyor muyuz? Yoksa buradaki hükümeti Türkiye belirler, Cumhurbaşkanlığı seçimi, Başbakanı, bakanların kim olacağı kim olmayacağını Türkiye belirliyor görüntüsü yok mu şu an?
Bu çizilen tablo, TC ile KKTC arasında çizilen bu ilişki biçimi 2 ayrı Devlet siyasetine ters.
KKTC’nin bağımsızlığını en fazla öne çıkarmamız gereken dönemde, bu görüntünün en fazla kaybolduğu dönemi yaşıyoruz.”
BELEDİYE SEÇİMLERİ İÇİN PM KARAR ALACAK
Belediye seçimlerinde hükümetin büyük ortağıyım diyen, 24 milletvekilim var diyen UBP bazı yerlerde bağımsız adayları destekliyor. Ben ana muhalefet partisiyim ve Meclisteki en büyük muhalefet benim diye parti de bazı bölgelerden bağımsız başkan adaylarını destekliyor.
Bağımsız başkan adaylarını desteklemek HP’ye has bir şey değil. Bize göre bu seçim çok da demokratik ortamda olmayacak. Belki de seçimin ertesinde mahkemenin alacağı kararlar ilgili yasa iptal olacak. Kimsenin zafer elde edemeyeceği, doğru düzgün seçim kampanyası olmayan bir dönemden geçeceğiz. Vatandaşın ilgisi de yüksek değil, herkes geçim derdindedir.
Bizim de bağımsız başkan adaylarına destek açıklamalarımız oldu. Halen görüşme yaptıklarımız da var. Ancak herhangi bir parti tarafından açıklanan, partinin adayına destek açıklaması yapmayacağız.
24 Kasım’da Parti Meclisimiz toplanacak ve tüm bölgeler için kararını açıklayacak. Sadece Belediye Meclis Üyelikleri için Halkın Partisi her bölgede kendi adaylarını açıklayacaktır.”
“Batı cephesinde değişen bir şey yok. TC-KKTC ilişkilerini olumsuz etkileyecek belirsizlik oluşmaya başladı.