Serkan Soyalan yazdı:“Kütahya Çini ve Seramiklerinde Kahvenin Serüveni” İlk olarak Etiyopya’da keşfedilen ve “Sihirli Meyve” olarak adlandırılan kahvenin, Yemen’den Osmanlı topraklarına ulaşması 15’inci yüzyıla dayanır. Kahve Osmanlı topraklarına ulaşınca, hızla yaygınlaşmaya başlar. Tabii o dönemlerde  itibarlı ve zengin kişilerin keyif amacıyla içtiği bir içecek olur. Bir de sarayda çokça tüketilen kahvenin yaygınlaşması, beraberinde sosyalleşmenin ve paylaşımın da artmasına neden olur. Serkan Soyalan yazdı:“Kütahya Çini ve Seramiklerinde Kahvenin Serüveni” Bir kahve keyfinde, kahveler yudumlanırken, açılan sohbetlerde memleket sorunları konuşulmaya başlamış, insanların birbirleriyle muhabbetleri de artmıştı. Kahveden bahsetmişken, kahvenin yaygınlaşmasıyla birlikte açılan kahvehanelere de bir parantez açmamız gerekiyor. Osmanlı’da sosyal rolleri belirleyen mekânlar olan kahvehanelerin ilk örneklerine 16’ncı yüzyılda rastlarız. Bu kahvehaneler 16’ncı yüzyılın başlarında Mekke, Kahire ve Şam’da ortaya çıkmış, 16’ncı yüzyılın ortalarında İstanbul’a gelmiştir. Serkan Soyalan yazdı:“Kütahya Çini ve Seramiklerinde Kahvenin Serüveni” Kahvenin tarihini okuduğumuz kitaplardan edindiğimiz bilgilere göre, Macaristan doğumlu Osmanlı tarihçisi İbrahim Peçevi’nin hazırladığı Peçevi Tarihi’nde, 1554 yılında Halep’ten gelen Hakem ve Şam’dan gelen Şems adlı iki kişinin Tahtakale’de dükkân açıp kahve satmaya başladığından söz edilir. Serkan Soyalan yazdı:“Kütahya Çini ve Seramiklerinde Kahvenin Serüveni” Bir başka rivayete göre Yavuz Sultan Selim zamanında Yemen Valisi Özdemir Paşa kahve çekirdeklerini İstanbul’a getirmiş ve onun sayesinde saray kahve ile tanışmıştır. Saray teşkilatına kahvecibaşı tahsil edildikten sonra günden güne kahveye olan ilgi artmıştır. Padişah için kahve oldukça önem arz ettiğinden dolayı kahvenin yanında içilecek su da özel olarak Gümüşsuyu’ndan getirilmeye başlanmıştır. Ardından zamanla Türk kahvesi kültürü evlere yayılmaya başlamıştır. Kahvehanelerin yaygınlaşmasıyla, evden çarşıya, çarşıdan camiye giden o dönemin insanlarının gündelik hayatında bir değişiklik gözlemlenir. Kahvehanelerde kendilerine yer bulamayan kadınlarsa, erkeklerin buralarda zaman geçirmesini fırsat bilmiş ve evlerde kahve içerek, bir araya gelmişlerdir. Sosyal olaylar, ekonomi ve politika bu mekânlarda tartışılmaya başlanmış, siyasi önemi giderek artan kahvehaneler iktidarların dikkatini çekmeye başlamıştır. Siyasi otorite, düzene bir tehdit olarak gördüğü kahvehaneleri zaman zaman yasaklama yoluna gitmiştir. “Türk Kahvesi”, Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze kadar gelmiş eski kahve hazırlama ve pişirme metodudur. Kendine özel tadı, köpüğü, kokusu ve sunumu ile özgün bir geleneğe ve yere sahiptir. Telve ile ikramı yapılan tek kahvedir. Bazı tahminlere ve araştırmacılara göre Türk kahvesi tarihi kahvenin üretim yeri olan Güneybatı Etiyopya’nın Kaffa şehri ile ilgili olmasından gelmektedir. Farklı düşüncelere göre de Arapça “şarap” anlamına gelen “kahva” zamanla kahve kelimesine dönüşmüştür.
Pera Müzesi’nde açılan “Kahve Molası: Kütahya Çini ve Seramiklerinde Kahvenin Serüveni” sergisi, kahvenin tarihsel yolculuğunu ve Kütahya seramikleriyle buluşmasını bizlerle buluşturuyor.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu’ndan yapılan bu seçki, kahve etrafında şekillenen çeşitli rutinleri, ritüelleri, ilişkileri ve kamusal alan, toplumsal rol, ekonomi gibi modernizmle bağdaştırılan kavramları, kahve kültürü ve bu kültürün gelişmesine katkıda bulunan Kütahya seramik üretimi ekseninde inceliyor.
Serkan Soyalan yazdı:“Kütahya Çini ve Seramiklerinde Kahvenin Serüveni”
Seramik için de ayrı bir parantez açmamız gerekirse, Osmanlı döneminde İznik’ten sonra en önemli seramik üretim merkezi olan, Frig, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde de yoğun biçimde seramik üretimine sahne olan Kütahya, bu sanatı geleneksel yöntemleriyle günümüze dek yaşatmış bir kenttir.
17’nci ve 18’inci yüzyıllarda en yetkin örneklerini veren, daha sonra üretim ve çeşitliliğin azalmasıyla gerileyen Kütahya çiniciliği, 19’uncu yüzyıl sonlarında yeniden canlanmış, İznik ve Çanakkale çiniciliği arasında bir çizgide “kent sanatı” olarak, zengin ürün yelpazesi ve sürekliliğiyle Osmanlı sanat mozaiğinin önemli parçaları arasında yer almıştır.
18’inci yüzyıldan 20’nci yüzyıla uzanan bir zaman dilimi içinde Osmanlı sanat mozağinin önemli bir bölümünü oluşturan Kütahya çini ve seramikleri, 16’ncı yüzyıldan günümüze, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e içecek kültürünün merkezinde yer alan kahveyle buluşuyor.
Yolu İstanbul’da Pera’ya düşenler bir kahve molası verip mutlaka Pera Müzesi’ni ziyaret etmeli, hele benim gibi kahve tiryakisiyse, kahvenin tarihsel yolculuğuna tanıklık etmeli.